Ekonomik savaşın gizli yüzü: İran’ın dondurulmuş varlıkları 18 Nisan 2026 tarihinde Hakan Kaplan tarafından kaleme alındı. İran’a ait finansal varlıklar, tek bir merkezde toplanmamış; aksine, farklı ülkelerde banka hesapları, tahviller, gayrimenkuller ve yatırımlar şeklinde dağılmış durumdadır. Bu varlıkların en büyük paylarından birinin Çin’de bulunduğu belirtiliyor. İran’ın petrol gelirlerinin yanı sıra, 20 milyar dolardan fazla bir tutarın Çin bankalarında tutulduğu ifade ediliyor. Ancak, Pekin yönetimi ABD yaptırımları nedeniyle bu fonların serbest kullanımına izin vermemektedir.
Katar’da ise 2023 yılında Güney Kore’den Doha’ya aktarılan yaklaşık 6 milyar dolarlık bir fonun, bölgedeki gelişmeler sonrasında yeniden dondurulduğu bildirilmektedir. Irak’ta doğal gaz satışlarından elde edilen yaklaşık 10 milyar doların bulunduğu, Japonya ve Avrupa’daki bankalarda da önemli miktarda İran varlığı olduğu kaydedilmektedir.
Dondurulan varlıklar yalnızca banka hesaplarıyla sınırlı değildir. İran’a ait gayrimenkuller, altın rezervleri ve uluslararası yatırımlar da bu varlıklar arasında yer almaktadır. ABD’de 1979 yılından bu yana dondurulan ve değeri 50 milyon doları aşan taşınmazlar mevcutken, Avrupa’da özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere’de İran bağlantılı vakıflara ait binalar ve ticari gayrimenkuller dikkat çekmektedir. Ayrıca İran Merkez Bankası’na ait altın ve döviz rezervlerinin bir kısmının İsviçre ve Türkiye’de tutulduğu, fakat yaptırımlar nedeniyle erişimin kısıtlandığı ifade edilmektedir.
Batılı ülkeler, İran’a uygulanan yaptırımları sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir araç olarak da kullanmaktadır. Bu bağlamda üç ana gerekçe öne çıkmaktadır: İran’ın nükleer programı, bölgedeki silahlı gruplara destek iddiaları ve Hürmüz Boğazı’ndaki enerji güvenliği. Batılı ülkeler, bu varlıkların serbest bırakılmasının Tahran’ın askeri ve nükleer kapasitesini güçlendirebileceğini öne sürmektedir. Dondurulan varlıkların çözülmesi önündeki engeller yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuki engellerle de doludur. ABD mahkemeleri, geçmişteki saldırılarla bağlantılı olarak İran’ı tazminat ödemeye mahkûm eden birçok karar aldı ve toplamda değeri 40-50 milyar doları bulan bu kararlar, dondurulan varlıkların önemli bir kısmının hukuki süreçler nedeniyle bloke kalmasına yol açmaktadır.
Batı, İran’a ait bazı kaynakların tamamen dondurulması yerine kontrollü kullanımına izin veren mekanizmalar da geliştirmiştir. Bu çerçevede, özellikle gıda, ilaç ve tarım ürünleri gibi insani ihtiyaçlar için sınırlı finansal akış sağlanmaktadır. Bu yöntemle, yaptırımların halk üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek amaçlanmaktadır. Uzmanlar, dondurulan varlıkların yalnızca devletin değil, aynı zamanda İran halkının yaşamını da doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır. Döviz sıkıntısı, yüksek enflasyon ve ithal ürünlere erişimde yaşanan zorluklar, günlük yaşamı zorlaştırmaktadır. Bazı alanlarda ilaç temininde sıkıntılar yaşandığı ve genç nüfus arasında yurt dışına yönelimin arttığı ifade edilmektedir. Tahran yönetimi, uluslararası finans sistemine erişimdeki zorluklar nedeniyle alternatif yollar arayışındadır ve bu kapsamda kripto para üretimi ve kullanımı öne çıkan yöntemlerden biri olmuştur. ABD ise bu alandaki denetimlerini artırarak, İran ile bağlantılı dijital varlıkları izlemeye çalışmaktadır.
Son dönemde yapılan diplomatik temaslarda, dondurulan varlıkların bir kısmının serbest bırakılmasına yönelik spekülasyonlar gündeme gelse de, Washington yönetimi temkinli bir yaklaşım sergilemektedir. Uzmanlar, bu kaynakların geleceğinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda bölgedeki güvenlik dengeleri açısından da belirleyici olacağına dikkat çekmektedir. İran için bu varlıklar ekonomik bir “kurtuluş” olarak görülürken, Batı içinse güçlü bir pazarlık aracı olmaya devam etmektedir.